AKILLI TASARIM » Akıllı Tasarım [Intelligent Design] Teorisi

AKILLI TASARIM

Akıllı Tasarım [Intelligent Design] Teorisi

ABD’deki devlet okullarında Darwin’in evrim teorisine alternatif olarak okutulması tartışılan Akıllı Tasarım, son 15 yıldır giderek güçlenen ve büyüyen bir teori. Gücünü de, Darwinizm’in varsayımının aksine, yaşamın hiç de rastlantı olmadığı gösteren bilimsel kanıtlardan alıyor.

Aslında bu konudaki tartışmanın başlangıcı 150 yıl öncesine uzanıyor. Darwin’in 1859′da yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabından bu yana, biyolojideki temel kuram, canlıların doğal seleksiyonun ürünü olduklarını öngören evrim kuramı oldu. 20. yüzyılda Darwinizm’e genetik ışığında getirilen yeni yorum, doğal seleksiyona bir de mutasyon mekanizmasını ekledi. Ancak bu iki mekanizmanın, yani doğal seleksiyon ve mutasyonun, canlılığın tek kaynağı olduğu yönündeki geleneksel anlayış, son yıllarda önemli eleştiriler alıyor. Pek çok bilim adamı, canlılığın sadece bu gibi amaçsız ve bilinçsiz faktörlerin ürünü olamayacağını, hayatın kökeninde “tasarlayıcı bir aklın” olduğunu savunuyorlar.

Bu anlayış son yıllarda yeni bir teoriyi de beraberinde getirdi: “Akıllı Tasarım” (Intelligent Design) teorisi. Time dergisinin 12 Ağustos 2005 sayısının da kapak konusunu oluşturan teori, halen ABD’de ateşli bir tartışmanın odak noktası. Bilim dünyasında Akıllı Tasarım’ı kabul edenlerin sayısı artarken, bazı eyatler de teoriyi ders kitaplarına Darwinizm’in alternatifi olarak koymayı tartışıyorlar.

Bu teori, 1990′lı yıllarda bir grup Amerikalı bilim adamı tarafından ortaya atıldı. Teorinin ilk büyük çıkışı, Pennsylvania’daki Lehigh Üniversitesi’nden biyokimya profesörü Michael J. Behe’nin “Darwin’in Kara Kutusu: Evrime Karşı Biyokimyasal Başkaldırı” adlı kitabı oldu. Behe, kitabında canlı hücresinin Darwin zamanında içeriği bilinmeyen bir “kara kutu” olduğunu, hücrenin detayları anlaşıldığında ise, burada çok kompleks bir “tasarım” bulunduğunun ortaya çıktığını anlatıyordu. Behe’ye göre, canlılardaki kompleks sistemlerin doğal seleksiyon ve mutasyonla, yani bilinçsiz mekanizmalarla ortaya çıkması imkansızdı ve bu durum hücrenin “bilinçli bir şekilde tasarlandığını” gösteriyordu. Fransız felsefe profesörü Peter van Inwogen, bu kitabın önemini şöyle vurgulamaktaydı:

“Eğer Darwinistler bilimsel gerçeklerle dolu bu kitabı, önemsemeyerek, yanlış anlayarak veya ona gülüp geçerek karşılarlarsa, bu durum bugün Darwinizm’in bilimsel bir teori olmaktan çok bir ideoloji olduğu yönündeki gitgide yayılan şüpheler için önemli bir kanıt olacaktır.”(1)
Darwinistler Behe’ye tatminkar bir cevap veremediler. Ve Akıllı Tasarım teorisi giderek daha fazla bilim adamı tarafından savunulmaya başlandı. Bugün bu hareketin önemli isimleri arasında California Berkeley Üniversitesi’nden Philip Johnson; MIT, Chicago, Princeton Üniversiteleri’nden Willam Dembski; doktorasını Cambridge’de yapmış olan Stephen C. Meyer; Chicago Üniversitesi’nden Paul Nelson gibi isimler yer alıyor. Seattle merkezli Discovery Institute adlı bilimsel enstitünün çatısı altında bilimsel çalışmalar yürüten gruba, internet üzerinden ulaşmak mümkün. (www.discovery.org)

İndirgenemez Komplekslik

Akıllı tasarım teorisini savunanların en çok vurgu yaptıkları kavramlardan biri, “indirgenemez komplekslik” (irreducible complexity).

Bu kavram, aslında Darwin tarafından ortaya konmuş bir “kıstas”a dayanıyor. Darwin, kendi teorisinin nasıl yanlışlanabileceğini Türlerin Kökeni’nde şöyle ifade etmişti:

“Eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır. Ama ben böyle bir organ göremiyorum.”(2)
Darwin’in buradaki kastını iyi incelemek gerekiyor. Başta belirttiğimiz gibi, Darwinizm canlıların kökenini iki bilinçsiz doğa mekanizması ile açıklıyor: Doğal seleksiyon ve rastlantısal değişiklikler (yani mutasyonlar). Darwinist teoriye göre, bu iki mekanizma, canlı hücresinin kompleks yapısını, kompleks canlıların vücut sistemlerini, gözleri, kulakları, kanatları, akciğerleri, yarasaların sonarını ve daha milyonlarca karmaşık tasarımlı sistemi meydana getirmiş durumda.

Ancak son derece kompleks yapılara sahip olan bu sistemler, nasıl olur da iki bilinçsiz doğal etkenin ürünü sayılabilir? İşte bu noktada Darwinizm’in başvurduğu kavram, “indirgenebilirlik” kavramı. Teori, sözkonusu sistemlerin çok daha basit hale indirgenebileceklerini ve sonra da kademe kademe gelişmiş olabilecekleri iddia ediyor. Bu kademeler sayesinde, Darwinizm’in iddiasına göre, önceden gözü olmayan bir canlı türü kusursuz bir göze sahip oluyor, önceden uçamayan bir başka tür de kanatlanıp uçar hale geliyor.

Ancak Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu klasik hikayede çok önemli bir yanılgı olduğunu savunuyorlar. Dikkat edilirse, Darwinist teori, bir noktadan bir başka noktaya (örneğin kanatsız canlıdan kanatlı canlıya) doğru giden aşamaların hepsinin tek tek “avantajlı” olmasını öngörüyor. A’dan Z’ye doğru gidecek bir evrim sürecinde, B, C, D… U, Ü, V ve Y gibi tüm “ara” kademelerin canlıya mutlaka avantaj sağlaması gerekiyor. Doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirlemeleri mümkün olmadığına göre, tüm teori canlı sistemlerinin avantajlı küçük kademelere “indirgenebileceği” varsayımına dayanıyor.

İşte Darwin bu nedenle “eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır” demişti.

Akıllı Tasarım teorisyenleri, işte bu noktayı vurguluyorlar ve 20. yüzyıl biliminin, Darwin zamanında yeterince bilinmeyen pek çok “indirgenemez kompleks” yapı ortaya çıkardığını belirtiyorlar.3 Michael Behe’nin kitabında indirgenemez kompleks sistemlere verdiği ilginç örneklerden biri, bakteri kamçısı.

Bakterinin Kamçısı

“Kamçı” olarak Türkçe’ye çevrilen “flagella” isimli organ, bazı bakteriler tarafından sıvı bir ortamda hareket edebilmek için kullanılır. Organ, bakterinin hücre zarına tutturulmuştur ve canlı ritmik bir biçimde dalgalandırdığı bu kamçıyı bir palet gibi kullanarak dilediği yön ve hızda yüzebilir.

Bakterilerin kamçısı, uzun zamandır biliniyordu. Ancak son 10 yıl içindeki gözlemler, bu kamçının detaylı yapısını ortaya çıkarınca bilim dünyası şaşkına döndü. Çünkü kamçının, önceden sanıldığı gibi basit bir titreşim mekanizmasıyla değil, çok karmaşık bir “organik motor” ile çalıştığı ortaya çıktı.

Bakterinin hareketli motoru, elektrik motorlarıyla aynı mekanik özelliğe sahiptir. İki ana bölüm söz konusudur: Bir hareketli kısım (rotor) ve bir durağan kısım (stator).

Bu organik motor, mekanik hareketler oluşturan diğer sistemlerden farklıdır. Hücre, içinde ATP molekülleri halinde saklı tutulan hazır enerjiyi kullanmaz. Bunun yerine kendine özel bir enerji kaynağı vardır: Bakteri, zarından gelen bir asit akışından aldığı enerjiyi kullanır. Motorun kendi iç yapısı ise olağanüstü derecede komplekstir. Kamçıyı oluşturan yaklaşık 240 ayrı protein vardır. Bunlar kusursuz bir mekanik tasarımla yerlerine yerleştirilmiştir. Bilim adamları kamçıyı oluşturan bu proteinlerin, motoru kapatıp açacak sinyalleri gönderdiklerini, atom boyutunda harekete imkan sağlayan mafsallar oluşturduklarını ya da kırbacı hücre zarına bağlayan proteinleri hareketlendirdiklerini belirlemişlerdir. Motorun işleyişini basitleştirerek anlatmak amacıyla yapılan modellemeler bile, sistemin karmaşıklığının anlaşılması için yeterlidir.

Bakteri kamçısını kitabında detaylı olarak anlatan Michael J. Behe, sadece bu kompleks yapısının dahi, evrimi “yıkmak” için yeterli olduğunu savunmaktadır.(4) Çünkü kamçı hiç bir şekilde basite indirgenemeyecek bir yapıdadır. Kamçıyı oluşturan moleküler parçaların tek bir tanesi bile olmasa, kamçı çalışmaz ve dolayısıyla bakteriye hiç bir faydası olmaz. Bakteri kamçısının ilk var olduğu andan itibaren eksiksiz olması gerekmektedir. Bu gerçek karşısında evrim teorisinin “kademe kademe gelişim” modeli anlamsızlaşmaktadır.

Tasarım Nasıl Belirlenebilir?

Bakteri kamçısı kuşkusuz Akıll Tasarım savunucularının tek örneği değil. Behe kitabında daha pek çok “indirgenemez kompleks” yapının örneğini veriyor. Sadece Behe’nin kitabında değil, Akıllı Tasarım’ı savunan pek çok biyolog tarafından yayınlanan kitaplarda ve bilimsel makalelerde, evrimin “kör” mekanizmalarının açıklayamadığı kompleks tasarımlara dair sayısız örnek var: İnsan gözünün anatomisi, retina hücrelerindeki karmaşık biyokimyasal düzenek, DNA replikasyonunda görev yapan enzimler (5), insanın diz ekleminin tasarımı(6) veya “tek yönlü ve daimi nefes akışı” sağlayan özgün kuş akciğeri (7) gibi.

Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu yapıların hiç birinin “doğal mekanizmalarla” oluşmuş olamayacağını, mutlaka bilinçli bir düzenlemenin ürünü olduğunu savunuyorlar. Peki bir yapının tasarım ürünü olduğu nasıl anlaşılıyor? William Dembski The Design Inference: Eliminating Chance through Small Probabilities (Dizayn Çıkarımı: Küçük Olasılıklar Yoluyla Şans Faktörünü Elimine Etmek) adlı kitabında bu soruyu cevaplıyor.(8)

Dembski’ye göre, doğada var olup da doğal faktörlerle ortaya çıkma olasılığı aşırı derecede küçük olan yapılar, bilinçli bir tasarımın bilimsel kanıtını oluşturuyor. Örneğin fonksiyonel bir protein molekülünün, doğadaki 20 farklı aminoasitin rastlantısal biraraya gelmesiyle oluşma ihtimali, matematikte “imkansız”ın başladığı nokta sayılan 10 üzeri 50′de 1′den bile çok çok daha (trilyarlar kere trilyarlarca kat) küçük. Bu durum, proteinin rastlantısal bir sürecin ürünü olmadığını, “tasarlanmış” bir yapı olduğunu gösteriyor.

Daha kolay anlaşılır bir örnek ise şöyle: Balta girmemiş bir ormanda bir heykele rastlarsanız, bundan çıkardığınız sonuç ne olur? Doğal faktörlerin bu heykeli oluşturmuş olmaları ihtimali çok çok küçük olduğu (yani böyle bir alternatif “imkansız” olduğu) için, heykelin tasarlanmış olduğu sonucuna varırsınız. Akıllı Tasarım teorisyenleri, canlıların kompleks mekanizmalarının, bir ormanda bulunan heykelden çok daha açık birer “tasarım kanıtı” olduğunu savunuyorlar.

Bilim İçin Bir Dönüm Noktası

Kuşkusuz Akıllı Tasarım konusundaki bu çalışmalar, önemli bir soruyu da beraberinde getiriyor: Tasarımcı kim? Canlıları dizayn eden bilinç, kimin bilinci?

Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu sorunun cevabının, bilimin alanı dışında kaldığını belirtiyorlar. Onlara göre bilimin yaşamın kökeni hakkında varabileceği sonuç, canlılığın tasarlanmış olduğunu tespit etmekten ibaret. Yani, bu tasarımın sahibi kim, amacı nedir gibi soruların, kendi alanlarından çıkıp dinin veya felsefenin ilgi alanına girdiğini düşünüyorlar. Profesör Philip Johnson’a göre, “herkes bu sorulara kendi inançlarına ve düşüncelerine göre cevap arayabilir, ama önemli olan bilimin, hayatı amaçsız bir rastlantılar zinciri olarak gören Darwinist teoriyi reddediyor olması.”(9)

Akılı Tasarım teorisi, hem bilim dünyasını hem de toplumu derinden etkileyeceğe benziyor. William Dembski, teoriyi yeni bir bilimsel devrim olarak niteliyor. Nitekim son 10 yılda ABD’de büyük bir Akıllı Tasarım fırtınası esiyor. Teorinin Behe, Johnson, Dembski gibi öncüleri, ABD’nin saygın üniversitelerinde bilimsel konferanslarda söz alıyor, Darwinist bilim adamlarıyla tartışmalara katılıyor ve teorinin her geçen gün daha fazla yayılması için çalışıyorlar. Darwinistler ise, her ne kadar teoriyi çeşitli suçlama ve saldırılarla diskalifiye etmeye çalışsalar da, bunun 150 yıldır karşılaştıkları en ciddi bilimsel meydan okuma olduğunda birleşiyorlar.

Akılı Tasarım teorisinin en önemli mesajı, tüm doğayı “planlanmamış, amaçlanmamış bir rastlantılar yığını” olarak gören ortodoks biyoloji anlayışının geçersiz olduğunu savunması. Michael Behe, bu yeni anlayışın bilim dünyası tarafından kabullenilmesinin kolay olmadığını, ancak zaten hiç bir bilimsel devrimin kolay gerçekleşmediğini belirtiyor:

“Hayatın üstün bir akıl tarafından tasarlanmış olduğu anlayışı, hayatı basit doğa kanunlarının bir sonucu olarak algılamaya alışkın bizlerde bir şok etkisi yaratmış durumda. Ama diğer yüzyıllar da benzer şokları yaşamışlardı ve şoklardan kaçmak için bir neden de yok.”(10)
Bilim dünyası bu “şok”u kabullenecek mi, bunu zaman gösterecek.

NOTLAR
1) Michael Behe, Darwin’s Black Box, New York, The Free Press, 1996
2) Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 189
3) Ayrıca bkz. Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis. London: Burnett Books, 1985, ss. 199-220
4) Michael Behe, Darwin’s Black Box, The Free Press, New York, 1996, s. 69-73
5) Stephen C. Meyer, “Word Games: DNA, Design and Intelligence”, Signs of Intelligence, (ed. William Dembski James Kushiner), 2001, Brazos Press, ss. 102-117
6) Stuart Burgess “Critical Characteristics and the Irreducible Knee Joint”, 1999, http://www.trueorigin.org/knee.htm
7) Michael J. Denton,. Nature’s Destiny. Free Press. New York. 1998, s. 361
8) William Dembski, The Design Inference: Eliminating Chance through Small Probabilities, Cambridge University Press, 1998
9) Phillip Johnson, The Wedge of Truth, Splitting the Foundations of Naturalism, InterVarsity Press, 2000, s. 23
10) Michael Behe, Darwin’s Black Box, New York, The Free Press, 1996, s. 252-53

Bu Yazıyı Diggle!


3 Yorum Yapılmış

  1. Mustafa Karaman 30 December 2007 6:06 pm

    CANLI VE CANSIZ EVRENİN KÖKENİ HAKKINDAKİ KAVRAMLARLA İLGİLİ YEPYENİ BİR TEZ

    Evrim Teorisinin ya da Charles Darwin’in evrim teorisinin en büyük silahı nedir diye sorarsak bana göre verilmesi gereken en iyi cevap: evrim kelimesi, kavramı,olgusudur.Tek bir kelime insanlığı 150 yıla yakın bir süredir uğraştırmış, halen uğraştırmaktadır.Bu kelimeyi, kavramı,olguyu ateist dünya görüşlerine alet eden kişi ve guruplar adeta hakikatin üzerine ölü toprağı sermektedirler. Biz, Darvinist evrim fikrine karşı ne yapabiliriz? sorusunu sormalı ve buna bir cevap üretmeliyiz.Yapmamız gereken şey bıçağı katilin elinden almalı ve aşçının eline vermeliyiz yani materyalizm-evrim kavramı ve olgusunu bu teorinin karşıtı olan Kosmotik Evrim Teorisine, Sabit Döngü Teorisine kazandırmalıyız. Benzetme yapmak gerekirse Darvinist Evrimciler bir bebeği asıl sahiplerinden çalıp, bebeğin asıl sahipleri olan anne ve Babaya düşman olarak yetiştiriyorlar.Yani Evrim kavramını Kosmotik Evrim Teorisine, Sabit Döngü Teorisine karşı kullanıyorlar. Darvinist Evrimcilerin Kosmotik Evrim Teorisine, Sabit Döngü Teorisine yaptıkları en büyük eleştiri de Teorinin Tanrı kavramını, inanışını, teizmi dayattığıdır. Oysaki Darvinist Evrim Teorisi de ateizmi dayatıyor. Doğada doğadışı müdahaleleri kabul etmeyen ateistlerin ve Darvinist Evrimcilerin Teistlere karşı öne sürebilecekleri tek fikri dayanak Darvinist Evrim Teorisidir. Darvinist Evrim Teorisi Tesadüflerden beslenir. Öyleyse Darvinist Evrim Teorisine Evrim Teorisi değil ‘Tesadüf Teorisi’ dememiz gerekir. Ama Darvinist Evrimciler ‘Tesadüf Teorisi’ İsmini kabul etmek istemeyeceklerdir, tıpkı bir hırsızın kendisine hırsız denilmesini istemeyeceği gibi ya da güzel olmayan bir kadının kendisine çirkin denilmesini istemeyeceği gibi. Evrende evrim vardır fakat Darvinist Evrimcilerin iddia ettikleri gibi bir evrim yoktur. Evrendeki bütün evrimlerin kaynağı kozmostur. Evrim kavramı Darvinistlerin tekelinde olamaz. Kosmotik Evrim Teorisini, Sabit Döngü Teorisini savunanların yapması gereken şey Darvinist Evrim Teorisini çürütmeye çalışmak yerine ondan faydalanmaktır yani Darvinist Evrim Teorisyenlerini kendi silahlarıyla vurmaktır.Aynı şekilde Darvinist Evrim Teorisine başka bir isim bulmalı ona başka bir isim yakıştırmalıyız. Bunun gibi Tanrı kavramını ve inanışını çağrıştıran ve dayatan ‘Akıllı Tasarım’ kavramından vazgeçilmeli bu kavram değiştirilmelidir. ‘Akıllı Tasarım Teorisi’ kavramı yerine ‘ Sabit Döngü Teorisi ‘ Kavramını kullanabiliriz. ‘ Evrim Teorisi ‘ kavramı yerine ‘ Değişken Döngü ‘ kavramını kullanmalıyız. Bunun gibi Evrim kavramını ‘ Kaotik Evrim Teorisi ‘ Ve ‘ Kosmotik Evrim Teorisi ‘ kavranlarıyla sınıflandırmalıyız. Yukarıda yer alan tezimi güçlendirmek amacıyla aşağıda yeni kavramlar ve bu kavramların açıklamaları yer almaktadır.

    1) CANSIZ EVREN TEORİLERİ

    a) DEĞİŞKEN EVREN TEORİSİ ( BİG BANG + BİG CRUNCH )

    b) SABİT EVREN TEORİSİ ( EZELİ EVREN+EBEDİ EVREN )

    2) CANLI EVREN TEORİLERİ

    a) SABİT DÖNGÜ TEORİSİ ( Akıll Tasarım Teorisi )

    b) DEĞİŞKEN DÖNGÜ TEORİSİ ( Evrim Teorisi )

    3) CANLI VE CANSIZ EVREN EVRİM TEORİLERİ

    a) KOSMOTİK EVRİM TEORİSİ

    b) KAOTİK EVRİM TEORİSİ

    4) CANLI VE CANSIZ EVRENİ AÇIKLAYAN MADDECİLİK TÜRLERİ

    a) KAOTİK MATERYALİZM

    b) KOSMOTİK MATERYALİZM

    YUKARIDAKİ TERİMLERİN TANIMLARI

    1) CANSIZ EVREN TEORİLERİ

    a)

    DEĞİŞKEN EVREN TEORİSİ : Değişken Evren teorisi kavramını ‘ Dinamik Evren Teorisi’ şeklinde de ifade edebiliriz. Değişken Evren Teorisi evrenin sonsuz olmadığını, zamanın ezeli ve ebedi olmadığı gibi mekanın da ezeli ve ebedi olmadığını ileri sürer. Zamanın ve mekanın dışında zamansızlığın ve mekansızlığın varlığını kabul eder. Yani doğada doğrudan gözlemleyebildiğimiz etkenlerin dışında, dolaylı olarak gözlemlenebildiği iddia edilen etkenlerin varlığına yabancı durmaz. Teoriye göre evrendeki düzenin kökeni evrenin ve maddenin dışındadır ve evrendeki düzenin kökeni kosmostur. Değişken Evren Teorisinin açılımı olan Big Bang-Big Crunch’in tanımı aşağıdadır.

    ( BİG BANG + BİG CRUNCH ) : Big Bang Teorisinin kısa tanımı tüm fiziksel evrenin, tüm madde ve enerjinin ve hatta zamanın dördüncü boyutunun ve uzayın, sınırsız bir durumdan veya aynı sonsuz yoğunluk, ısı ve basınçtan dışarı doğru patlamasıdır.Big crunh teorisinin kısa tanımı ise Big Bang’le başlayarak genişlemekte olan evrenin, gittikçe hızlanarak içine çökeceği varsayımıdır. Teoriye göre evrendeki bu çöküş, evren tüm kütlesini kaybedip sonsuz yoğunluktaki bir noktaya dönüşene dek sürecektir.

    b)

    SABİT EVREN TEORİSİ : Sabit Evren teorisi kavramını ‘Statik Evren Teorisi, Durağan Evren Teorisi’ şeklinde de ifade edebiliriz. Sabit Evren Teorisinin tanımını yapmak için Big Bang ve Big Crunch teorisi tanımının tersi bir tanım yapmayı yeterli görüyorum. Sabit Evren Teorisi evrenin sonsuz olduğunu, zamanın ezeli ve ebedi olduğu gibi mekanın da ezeli ve ebedi olduğunu ileri sürer. Zamanın ve mekanın dışında zamansızlığın ve mekansızlığın varlığını kabul etmez. Yani doğada doğrudan gözlemleyebildiğimiz etkenlerin dışında doğrudan gözlemlenemeyeceği iddia edilen etkenlerin varlığını reddeder. Teoriye göre evrendeki düzenin kökeni evrenin ve maddenin içindedir ve evrendeki düzenin kökeni kaostur.Sabit Evren Teorisinin açılımı olan Ezeli Evren-Ebedi Evren’in tanımı aşağıdadır.

    (EZELİ EVREN+EBEDİ EVREN ) : Ezeli-Ebedi Evren görüşü, evrenin sonsuz boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı şeklindedir. “Statik evren modeli” adı verilen bu anlayışa göre, evren için herhangi bir başlangıç veya son söz konusu değildir. Ezeli-Ebedi Evren görüşü, evreni sabit, durağan ve değişmez bir maddeler bütünü olarak kabul eder. Bilinen, doğrudan gözlenebilen doğal etkenlerin dışında dolaylı olarak gözlemlenebileceği iddia edilen doğa dışı bir etkeni reddeder. Ezeli-Ebedi Evren görüşü maddeyi mutlak varlık sayar, maddeden başka hiçbir şeyin varlığını kabul etmez. Ezeli-Ebedi Evren görüşüne göre evren, sabit ve durağandır, evrenin sürekli bir hareket ve değişim içinde genişlemesi ve birbirinden uzaklaşması söz konusu değildir. Evren yoktan var olmamıştır ve vardan yok olmayacaktır, zamanın ve mekanın bir başlangıcı ve sonu yoktur. Sabit Evren Teorisi ve Değişken Değişken Evren Teorisi ilk neden konusunda görüş ayrılığı içerisindedirler.

    2) CANLI EVREN TEORİLERİ

    a) SABİT DÖNGÜ TEORİSİ ( Akıllı Tasarım Teorisi ) : Sabit Döngü teorisi kavramını ‘Statik Döngü Teorisi, Durağan Döngü Teorisi’ şeklinde de ifade edebiliriz. Sabit Döngü teorisi canlıların kökeninin yine canlılar olduğunu, her canlı türünün kendisine benzeyen özgün bir prototip ya da bir çift prototipten türediğini, çoğaldığını ve bu döngünün milyonlarca yıl aynı şekilde sürdüğünü iddia eder. Sabit Döngü teorisi doğal seçilim yoluyla evrimleşme ya da mutasyon gibi mekanizmalarla bir türün başka bir türe dönüşebileceği iddiasını reddeder. Canlılığın tesadüflerle açıklanamayacak kadar karmaşık olduğunu öne sürer. Bunun için de ‘indirgenemez komplekslik’ ‘fosil kayıtları’ ‘İhtimal hesaplamaları’ vs. gibi tezler ileri sürer. Bilinçsiz doğal süreçlerin bilinçli, karmaşık canlılar üretebileceği fikrini reddeder. Yani doğada doğrudan gözlemleyebildiğimiz etkenlerin dışında doğrudan gözlemleyemediğimiz etkenlerin varlığına yabancı durmaz. Sabit Döngü Teorisine göre evrendeki düzenin kökeni evrenin ve maddenin dışındadır ve canlı ve cansız evrendeki düzenin kökeni kosmostur. Bu teoriye göre canlı ekosistemin içinde değişen ve değişmeyen şeyler vardır yani Sabit döngü Teorisi değişkenlik kavramını, olgusunu tümüyle reddetmez. Sabit döngü teorisine göre ilk neden cansız madde değil canlı maddedir.

    b) DEĞİŞKEN DÖNGÜ TEORİSİ : ( Evrim Teorisi ) Değişken Döngü Teorisi kavramını ‘Dinamik Döngü Teorisi’ şeklinde de ifade edebiliriz. Değişken Döngü Teorisi canlıların kökeninin cansız maddeler olduğunu, her canlı türünün atasının tek hücreli canlılar olduğunu savunur. ‘Doğal seçilim yoluyla evrim’ ‘mutasyon’ ‘tesadüf’ gibi mekanizmalarla tek hücreli canlıların çok hücreli canlılara ve diğer başka türlere dönüştüğünü ileri sürer. Bunun için de ‘ara geçiş formu’ mekanizmasına başvurur. Değişken Döngü teorisi ilk tek hücreli canlılardan sonra türeme-değişme döngüsünün milyonlarca yıl aynı şekilde sürdüğünü ve bugünkü mükemmel düzeyine geldiğini iddia eder. Canlılığın tesadüflerle açıklanamayacak kadar karmaşık olduğu iddiasını reddeder. Tesadüflerin canlılığın ortaya çıkışında başrol üstlendiğini öne sürer. Bilinçsiz doğal süreçlerin bilinçli, karmaşık canlılar üretebileceği fikrini kabul eder. Yani doğada doğrudan gözlemleyebildiğimiz etkenlerin dışında doğrudan gözlemleyemediğimiz etkenlerin varlığını reddeder. Değişken Döngü teorisine göre evrendeki düzenin kökeni evrenin ve maddenin içindedir ve canlı ve cansız evrendeki düzenin kökeni kökeni kaostur. Değişken döngü teorisine göre ilk neden cansız maddedir. Sabit döngü teorisi ve Değişken Döngü teorisi ilk neden konusunda görüş ayrılığı içerisindedirler.

    3) CANLI VE CANSIZ EVRENİ AÇIKLAMAYA ÇALIŞAN EVRİM TEORİLEİ

    b) KOSMOTİK EVRİM TEORİSİ : Kosmotik evrim teorisini ‘Sabit-Statik Kaynaklı Evrim Teorisi’ şeklinde de ifade edebiliriz. Evrim, zaman içinde birdenbire olmayan kesintisiz, niteliksel ve niceliksel gelişme sürecidir. Kosmotik Evrim Teorisi canlı ekosistemin aniden ve mükemmel bir şekilde ortaya çıktığını varsaymaz. Canlı türlerinin teker teker belli aşamalar izleyerek birbiri ardınca ortaya çıktığını varsayar. Örneğin belki de doğada ilk olarak canlılara uygun atmosfer ortamının oluşabilmesi için atmosferi düzenleyebilecek oksijen üreten canlılar doğaya yayılmışlardır. Aşama aşama diğer canlı türleri bunu takiben ortaya çıkmışlardır. Kosmotik Evrim Teorisi, doğal seçilim mekanizmasını reddetmez fakat doğal seçilim mekanizmasının yeni bir canlı türü oluşturabileceği iddiasını reddeder. Kosmotik Evrim Teorisi canlı evrendeki evrim mekanizmasının kozmos kaynaklı olduğunu iddia eder. Kosmotik Evrim Teorisi evrim mekanizmasını reddetmez. Bir bebeğin anne karnında geçirdiği evreler evrim mekanizmasına güzel bir örnektir. Ya da cansız evrenin Big Bang’le aşama aşama oluşması gibi. Ya da toplumların, ekonomilerin, kültürlerin, düşüncelerin, dillerin vs. evrim geçirmeleri gibi birçok farklı alandaki evrim örnekleri evrendeki evrim mekanizmasına güzel bir örnektir. Ama dikkat edelim, buradaki evrimler Kosmotik Evrim Teorisine göre canlıların tesadüflerle, doğal seçilim, mutasyon vs. mekanizmalarla ortaya çıktığını var sayan Kaotik Evrim Teorisinden farklıdır. Kosmotik Evrim Teorisi değişkenliği de içinde barındıran bir teoridir fakat türlerin bir başka bir türe dönüşerek değişebileceği savına karşıdır. Kosmotik Evrim Teorisi biyolojik ifadeyle ‘biyogenez’dir yani canlı türlerinin atası canlı yapılardır.Bu teoriye göre canlı ekosistemin içinde değişen ve değişmeyen şeyler vardır yani Kosmotik Evrim Teorisi değişkenlik kavramını, olgusunu tümüyle reddetmez. Bu teoriye göre canlı ve cansız evrendeki evrimin kökeni kosmostur, evrendeki evrimin kaynağı maddenin dışındadır.

    b) KAOTİK EVRİM TEORİSİ : Kaotik Evrim Teorisi kavramını ‘Değişken-Dinamik Kaynaklı Evrim Teorisi’ şeklinde de ifade edebiliriz. Evrim kelimesinin kısa tanımını tekrar edelim. Evrim, zaman içinde birdenbire olmayan kesintisiz, niteliksel ve niceliksel gelişme sürecidir. Kaotik Evrim Teorisi canlı türlerinin aniden ve mükemmel bir şekilde ortaya çıktığını reddeder. Canlı türlerinin bazı aşamalar izleyerek yavaş yavaş, birbirlerinden türeyerek ortaya çıktığını varsayar. Örneğin belki de doğada ilk olarak ilkel atmosfer ortamında tek hücreli canlılar, tesadüf, doğal seçilim, mutasyon vs. etkenlerle oluşmuştur. Aşama aşama diğer canlı türleri bunu takiben tesadüf, doğal seçilim, mutasyon vs. etkenlerle birbirlerinden türeyerek ortaya çıkmışlardır. Kaotik Evrim Teorisi, tesadüfleri, doğal seçilim mekanizmasını, mutasyonu canlılığın oluşumu için temel etken olarak kabul eder. Kaotik Evrim Teorisi doğal seçilim mekanizmasının yeni bir canlı türü oluşturabileceği iddiasını taşır. Kaotik Evrim Teorisi canlı evrendeki evrim mekanizmasının kaos kaynaklı olduğunu iddia eder. Kaotik Evrim Teorisi, kaotik evrim mekanizmasının canlılığın kökeni konusunda açıklama getirebileceği varsayımına dayanır. Kaotik Evrim Teorisi biyolojik ifadeyle ‘abiyogenez’dir yani canlı türlerinin atası cansız maddelerdir. Kosmotik Evrim Teorisi ve Kaotik Evrim Teorisi, canlı ve cansız evrendeki düzenin kökeni konusunda görüş ayrılığı içerisindedirler. Kaotik Evrim Teorisine göre canlı ve cansız evrendeki evrimin kökeni kaostur ve evrendeki evrimin kaynağı maddenin içindedir. Kaotik Evrim Teorisi ve Kosmotik Evrim Teorisi ilk neden konusunda görüş ayrılığı içerisindedirler.

    4) CANLI VE CANSIZ EVRENİ AÇIKLAMAYA ÇALIŞAN MADDECİLİK TÜRLERİ

    a) KAOTİK MATERYALİZM : Kaotik Materyalizm Teorisi kavramını ‘Statik,Sabit Kaynaklı Materyalizm’ şeklinde de ifade edebiliriz. Kaotik Materyalizm evrenin sonsuz olduğunu, zamanın ezeli ve ebedi olduğu gibi mekanın da ezeli ve ebedi olduğunu ileri sürer. Zamanın ve mekanın dışında zamansızlığın ve mekansızlığın varlığını kabul etmez. Doğada doğrudan gözlemleyebildiğimiz etkenlerin dışında doğrudan gözlemlenemeyeceği iddia edilen etkenlerin varlığını reddeder. Evrendeki düzenin kökeni evrenin ve maddenin içindedir. Kaotik Materyalizme göre madde tek ve mutlak varlıktır. Evreni sadece madde ile açıklamaya çalışmak yeterlidir. Maddeyi tek referans olarak kabul eder.

    b) KOSMOTİK MATERYALİZM : Kosmotik Materyalizm Teorisi kavramını ‘Değişken-Dinamik Kaynaklı Materyalizm’ şeklinde de ifade edebiliriz. Kosmotik Materyalizm evrenin sonsuz olmadığını, zamanın ezeli ve ebedi olmadığı gibi mekanın da ezeli ve ebedi olmadığını ileri sürer. Zamanın ve mekanın dışında zamansızlığın ve mekansızlığın varlığını kabul eder. Doğada doğrudan gözlemleyebildiğimiz etkenlerin dışında, dolaylı olarak gözlemlenebildiği iddia edilen etkenlerin varlığına yabancı durmaz. Evrendeki düzenin kökeni evrenin ve maddenin dışındadır. Değişken materyalizme göre madde tek ve mutlak varlık değildir. Teoriye göre evreni sadece madde ile açıklamaya çalışmak imkansızdır fakat aynı zamanda maddeyi bir referans olarak kabul eder.Kosmotik Materyalizm ve Kaotik Materyalizm ilk neden konusunda görüş ayrılığı içerisindedirler.

    Yazar ve kaynak : Mustafa Karaman

    HAZIRLAYAN :Mustafa KARAMAN

    E-MAİL :karaman_053@hotmail.com

    Yukarıda yer alan tezimi ve tezin içinde yer alan kavramları kaynak göstermek şartıyla kullanabilirsiniz. Tezin kaynağı Mustafa Karaman’dır yani tezin sahibi benim. Mustafa Karaman’nın ‘Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası’: 38020902936 şeklindedir.

    Yukarıda yer alan tezimi güçlendirmek amacıyla ‘kaos’ ve ‘kozmos’ terimlerinin anlamlarının da belirtmem gerekir. Aşağıdaki yazıda ağırlıklı olarak ‘kaos’ teriminin anlamını bulabilirsiniz. Aşağıdaki yazıda ‘kaos’ terimiyle birlikte ‘kozmos’ teriminin anlamını da bulabilirsiniz.

    DÜZEN METAFİZİĞİ AÇISINDAN KHAOS VE KARGAŞA

    Yazar : Prof. Dr. Ahmet İNAM

    GİRİŞ:

    “Khaos”, matematiksel, fiziksel, kimyasal; teknolojik uygulamalarla ilgili alanın bir kavramı olarak son elli yıldır heyecanlı tartışmaların konusunu oluşturuyor. Tarihi daha eskilere gitmesine rağmen, kavramın “fraktal”larla, sistemlerle, giderek organizasyonlarla ilgili olarak yirminci yüzyılın son çeyreğinde sürekli gündeme gelmesini nasıl yorumlamalı?

    “Khaos” sözcüğü, matematiksel, doğa bilimleri alanlarının araştırmalarından ortaya çıkmış olsa da, özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısında yaşanan hayatın toplumsal, siyasal, ekonomik yanını yansıttığı için ilgi görüyor. Mutlak, sarsılmaz, değişmez ilkeler, temeller üzerine kurulan kuramlarla doğayı, toplumu kültürü açıklama çabaları yetersiz olmasıyla etkisini gösteriyor. Doğa bilimlerinde nedensellik sorgulanıyor; belirsizlik, rastlantısallık, olasılık kavramları yeniden gözden geçiriliyor; kuvantum mekaniğinin, görecelik kuramının, matematiğin felsefi temelleri ağır sorunlar taşıyor.Kültürün her alanında, doğa bilimlerinde, sosyal bilimlerde, sanatta, mutlak, kesin, sarsılmaz kuramların, yaklaşımların olamayacağı inancı “khaos” kavramına ilgiyi attırıyor. Kültürel, giderek varoluşsal, metafizik bir anlam kazanmaya başlayan “khaos”un içinden çıkmış olduğu fiziko-matematiksel alanla bir anlamda ilgisi kalmamıştır.

    Böylece “khaos”, doğum yeri olan doğa bilimlerinden, matematikten uzakta kültürün her alanında kullanılan bir kavram olmaya başlamıştır. Artık matematikçiler, fizikçiler, kimyacılar, mühendisler “Bu kavram bizim kavramımızdır, anlamı ancak bizim anladığımız biçimde anlaşılmalı.” Diyemezler: Kavram onların elinden çıkmış, kültürün hemen her alanına yayılmıştır. Demek ki bu kavram yaşadığımız hayatın açıklanmasında, yorumlanmasında gerekli bulunmuştur. Kültürün değişik alanlarına taşınabilen böyle kavramlara kök kavramlar diyebiliriz.

    Bir kök kavram olarak “khaos” üstüne en azından on ayrı biçimde konuşma olanağı vardır.

    1- Teknik olarak khaos çalışanların kendi çalışmaları üzerine konuşmaları.

    2- Khaos çalışanların “khaos”un yorumunu yapan konuşmaları.

    3- Matematikçi, doğa bilimcilerin, mühendislerin kendi çalışma alanlarında khaosun yapısına ilişkin gerçekleştirdiği konuşmalar.

    4- Matematikçi, doğa bilimci ve mühendislerin kendi çalışma alanlarında khaosla uğraşmasalar da, khaosun anlamı, bilimsel araştırmalarda yeri, bilim için anlamı konusunda yorumlarını içeren konuşmalar.

    5- Sosyal bilimcilerin kendi alanlarındaki sorunlara “khaos” kavramı ve kuramının yorumuyla yaklaşımını içeren konuşmalar.

    6- Bilim felsefecilerinin “khaos” kavramını, kuramını incelemeleriyle ilgili konuşmalar.

    7- “Khaos” sözcüğünün dilsel, mitolojik, kültürel incelenmesi ve yorumuyla ilgili konuşmalar.

    8- Metafizik bir kavram olarak “khaos” üzerine yorumları içeren konuşmalar.

    9- “Khaos”un yaşam felsefesi açısından, insan varoluşundaki yeri üstüne görüşleri yansıtan konuşmalar.

    10- “Khaos”un estetik açıdan ve sanat felsefesi gözüyle irdelenmeleri içeren konuşmalar.

    Eldeki yazı “khaos”a metafizik bir gözlükle bakma çabası sayılabilir.

    Kozmos-Khaos ; Düzen-Kargaşa

    Bizim anlam verişimizden, anlam buluşumuzdan, anlamlandırışımızdan, algılayışımızdan bağımsız olduğunu düşünüyorum “kozmos” ve “kaos”un. “Kozmos”, diyelim yerindeyse, kendi başına (an sich) düzendir; görünen, yaşanan düzenin “ardında” durur. Kozmosu biz hep “düzen” olarak algılarız; düzeni olanaklı kılan , kendi başına “yapısı” olan varlıktır o. “Khaos”sa, bize kargaşa olarak görünen varlığın özelliğidir. Öyleyse bizim anlam ilişkimizden bağımsız olarak, varlığın kendisinde bulunan kozmos-kaos’un bizim dünyamızda ortaya çıkışı düzen-kargaşa oluyor. Biz bu dünyada düzeni ve kargaşayı yaşıyoruz; kozmos ve “khaos”, düzeni ve kargaşayı olanaklı kılar; ne kozmosun ne “khaos”un kendisini bilebiliriz, yalnızca onların görünüşleri olan düzeni ve kargaşayı yaşarız. Mutlak düzen ve mutlak düzensizlik (“khaos”) bilinemez, yaşanamaz. “Khaos” ve kozmos bundan dolayı kargaşa ve düzen olarak “görünürler” bize. Anlaşılması adım adım “arkalarındaki “kaos” ve kozmosu yakalama çabalarına bağlıdır. Bir diğer söyleyişle, düzen ve düzensizliğin mutlak yapısı, biz sınırlı biyo-ekolojik donanımlı insanlara kapalıdır: İnsanın bunu öğrenmesi çok uzun yıllar almıştır; yaşadığımız dünyada, düşündüğümüz, hesapladığımız düzenlerde bulduğumuz kuralların, dizgelerin, anlam bütünlüklerinin “sarsılmaz” temelleri olup olmadığını, “hakikat”le “öz”le ilgili olup olmadıklarını bilemeyeceğiz: Düzen gördüğümüz, kargaşa gördüğümüz yerde de “asıl” durum üstüne, mutlak, şaşmaz bilgimiz olmayacak; “khaos” ve kozmosu bilemeyeceğimiz için; Analitik apriori düşüncenin kesinliği hep ön dayanaklarımıza, kabullenmelerimize, tanımlarımıza bağlı olduğu için bu kesinlik, bir anlamda mutlak değil, görece kesinliktir.

    Bu yazıda yukarıdaki ayrımları göz önüne alarak “khaos” ve kozmostan değil, kargaşa ve düzenden söz edeceğiz, çünkü, görülenler, yaşananlar onlardır.

    Düzen olmadıkça, düzensizlik, kargaşa görülmez. Kargaşa ancak bir düzen içinde ortaya çıkar ve algılanır. Yaşamı olanaklı kılan düzendir. Bilgiyi de. İnsan ancak düzen içinde, düzen görerek, düzen bularak algılar, kavrar, düşünür. Belli bir düzen içinde olmayan kargaşa, algılanmaz. Kargaşa, düzenle bir biçimde ilişkilendirilmezse kavranamaz. Kargaşa, düzendeki, düzen içinde, düzenin kuralları ve olanakları içinde düzene uymayan, düzenle bir bütünlük, tutarlılık oluşturmayan oluşumlardır. Düzen tanındıkça kargaşa farkedilir.

    Şimdiye dek söylediklerimi değişik sözcüklerle özetlersem, anlamlama düzen vermekle başlar. İnsan anlamlayan varlıktır. Canlı ve bilinçli olmak, anlamlama etkinliği içinde yaş( Yazmaya Çalıştığınız Kelime , Ya Türkçe Diline Uygun Değil Ya da Küfür İçeriklidir !!! Lütfen Mesajınızı Bir Kez Daha Kontrol Ediniz - Chip Forum Yönetim Boot’u ) düzen içinde görmek demektir. Bu açıdan anlamlama kozmos ve düzeni anlamlayamama “khaos” ve kargaşayı doğurur. Demek ki, düzen ve düzensizlik insanın gerçeği algılaması ile ilgili. İnsanın gerçekle ilişkisinden çıkıyor.

    Düzenler İçinde Düzenimiz

    Nerede düzen görüyoruz? Heryerde, madem ki, algılamak, “düzen koymak”sızın gerçekleşmiyor, düzenin olmadığı durumlar yaşamıyoruz. Düzensizlikse ancak bir düzen içinde kendini gösteriyor. Doğar doğmaz, annemizin, bakıcımızın oluştırduğu çevrede düzeni buluyoruz, kuruyoruz. Yakın düzen diyebiliriz buna. Yakın düzen, çevremiz genişledikçe, aile, arkadaş çevremiz içinde çevre düzeni oluşturuyor. Bunlar özel ruhsal-toplumsal düzenlerdir. Yaşama bu düzenleri yaşayarak başlarız. Evimiz, mahallemiz, okulumuz, kentimiz yakın ve çevre düzenimizi oluştururlar. Bu düzenlerde yaşadığımız kargaşa, bu düzenleri daha iyi tanımamıza yardım ettiği gibi, sonraki yaşayışımızda karşımıza çıkabilecek yoğun kargaşaların kaynağını da oluşturabilir.

    Doğa bir ayrı düzendir; gün ve geceyi, mevsimleri, iklimleri gözler, değişimlerindeki ritmi yaşarız, düzenin en çarpıcı örneği durur karşımızda. Kozmik düzense, doğadaki düzeni gözlediğimiz dünya gezegeninden evrene doğru açıldığımızda kavramaya başladığımız düzendir. Bu düzeni efsanelerle, inanç düzenleriyle bilimle, sanatla açıklamaya çalışmış insan. Bu düzenlerin yanında, toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel (sanatı, bilimi, dinleri, folklorü, kültürel düzen içinde görüyorum!) düzenlerden söz edebiliriz. Yaşadığımız ahlak yaşamı da, ilkeleri değerleri, kuralları yaptırımlarıyla bir diğer düzendir.

    Düzenli gidişi ya da kargaşalarıyla bu düzenin ardında yatanların araştırılması, insanın soyutlama ve kavram oluşturma gücüyle birlikte gelişti; insan düşünc düzenleri oluşturdu kendine. Matematik, mantık gibi salt düşünce düzenleri oluşturdu; yaşadığı dünyanın düşünsel modellerini gerçekleştirdi; gözlemlerini mantık ve matematik düzenleriyle anlatarak, bugünkü bilimin temellerini kurdu.

    Elbette insan yakın çevresi içinde büyümeye başladığında kültürün bir parçası olarak dilsel düzeni öğrenir: Konuştuğumuz dil, jestler, mimikler, semboller, işaretler onun anlam ve iletişim düzenini meydana getirir.

    Bütün bu düzenleri olanaklı kılan, bir insan bireyi olarak bendeki dörtlü düzendir. Bedenimin, duygularımın, düşüncelerimin ve çevremle ilişkilerimin düzeni. Bu dünyadaki düzenliliği ve düzensizliği bu dörtlü varlığımla yaşarım. Bu dörtlü düzenin biraradalığı benim varoluşumu olanaklı kılar. İnsanın bireysel ya da toplumsal düzeninin bu dörtlü bileşenler arasındaki ilişkilerle yürüdüğünü, bu ilişkilerin insanın yaşadığı düzen ve düzensizlikte etkili olduğunu söyleyebiliriz.

    Düzen ve Zaman

    Düzen, zaman içinde, değişimleri kucaklayıcı bir biçimde kendini gösterir. Düzen değişimlerin, ritmini, akışını, işleyişini toparlayan bir bütünlüktür. Değişimlerin kuralları, formülleri, varsa matematiksel modelleri, niteliksel betimlemeleri, düzenin yapısını ortaya koyar. Düzen içinde, düzenin kendi işleyiş kurallarıyla açıklanamayan, zaman aralıkları ve bölgeler olabilir. Açıklanamama “kargaşa” anlamına gelmeyebilir: Düzenin o bölgesindeki, deyim yerindeyse bir “anomi”, henüz bilemediğimiz “farklı bir düzen” olabilir. Bundan dolayı, bu araştırmaların sonucunu beklemek için zamana gereksinimimiz var. Araştırmalar sonucunda bir “kargaşa” ile de karşılaşabiliriz. Yine de bu kargaşanın ardında “khaos”un olup olmadığını bilme gücümüz yoktur.

    Öte yandan uzay-zaman içinde olmayan matematiksel düzenlerde ortaya çıkan düzensizlikler “kanıt” ile keinleştirildiğinde “kargaşa” ile “khaos” arasındaki ayırım, bu düzen için, bu düzen içinde ortadan kalkar; çünkü belli aralıklardaki düzensizliğin ilerideki araştırmalarla başka türlü olabilmesi olasılığı kanıt ile ortadan kaldırılmıştır.

    Kargaşa, fiziksel sistemlerde, düzenlerde, belli zaman aralıklarında belli koşullarda ortaya çıkabilir; uzun vadede, düzenin içerdiği “kargaşa”nın yeri va zaman aralığı, konusunda kesin konuşma olanağı yoktur. Fiziksel bir düzenin davranışının önceden öngörülmeyen düzenlilikleri ya da düzensizlikleri ortaya çıkabilir. Daha önceden de söylediğimiz gibi, fiziksel sistemlerin kozmotik ve “khaotik” yapılarını “mutlak” olarak bilme olanağımız yoktur. Bilme ancak zaman içinde gerçekleşir, açık uçludur, değişime açıktır.

    Farklı Düzensizlikler

    Düzen içinde belli bir yapıya, kurala, örüntüye(pattern) oturtamadığımız “kargaşalar”ı en azından dört öbeğe ayırabiliriz.

    a) Khaotik düzensizlik. Ontolojik bir yapı taşıyan bu düzensizlik, kendini kargaşa olarak duyurur. Varlığın kendisinde bulunan düzensizliktir.

    b) Olgu kargaşası, anlam veremediğimiz olup bitenlerle, olgularla karşılaştığımızda ortaya çıkar. Belli bir anlam çerçevesinde, düzene oturttuğumuzda ortadan kalkar.

    c) Anlam kargaşası, düzende geçerli olan anlam yapısını, işleyişini kabul etmediğimizde ortaya çıkar. Düzene verilen anlamla ilgili itirazlarımız olduğunda; geçerli, yürürlükte olan anlama karşı çıktığımızda yaşadığımız kargaşadır.

    d) Anlamlandırma kargaşası, geçerli olan anlamı kabul etmeyip (c şıkkı) ona yeni anlamlar vermeye çabalayışımızdaki başarısızlıktan çıkan kargaşadır. Düzene, olgularla uyuşacak, uyum sağlayacak anlam veremediğimiz için yaşadığımız kargaşadır.

    “Khaos”-Kargaşa İlişkisi

    “Khaos” kendini bir düzen içinde kargaşa olarak gösteriyor. “Khaos”la kargaşa ilişkisini kaba hatlarıyla şöyle özetleyebiliriz: “Khaos”un kendini göstermediği durumlarda düzen içinde onu ya görmeyiz ya da gördüğümüzü sanırız. İlkinde ortada ne “khaos” ne “kargaşa” vardır, ikincide “khaos” olmadığı halde, “kargaşa” söz konusudur. “Khaos” desteksiz kargaşa nasıl mümkündür?

    Anlamlandırma kargaşası dediğimiz bir kargaşa söz konusu burada: Kargaşa ontolojik bir temelden gelmiyor, “khaotik” kökenli değil ama bizim düzenle olan anlam ilişkimiz bu kargaşayı yartıyor.

    “Khaos” kendini gösterirse, bunu ya görürüz ya görmeyiz. Görmeme durumuında “khaos” vardır ama kargaşa duyulmaz, farkedilmez. Görürsek en azından şu üç durumdan biri olur: ya “khaos”un üstünü örter, kargaşayı göstermemeye görmemeye çalışırız. Görmezlikten gelmeye çabalarız. Ya “khaos”un yarattığı kargaşayı “kozmoslaştırırız” , düzenleriz ya da kargaşa yaşarız.

    Kargaşayla İlişkiler

    Kargaşa bir karmaşanın işareti olabilir. Bir düzen içinde bulunan, zaman içinde rastlanan ya da karşılaşılan, yaşanan kargaşa, düzenin yeniden gözden geçirilmesine bir olanak sağlayabilir. Uslu kargaşa diyebileceğimiz kargaşa, düzen bütünlüğü içinde düzenin oluşum devingenliğinde, kargaşanın nerede, nasıl, ne zaman çıkacağı belirlenebilen, kestirilebilen, hesaplanabilen kargaşadır. Matematikte doğa bilimlerinde bilgisayarların da yardımıyla hesaplanabilen, matematiksel açıdan modellenebilen, konunun uzmanlarının “khaos” adını verdikleri özellikler, bu uslu kargaşalar öbeğine girer. Bu tür kargaşalar, beklenilen, görülen, anlaşılıp hesaplanabilen özellikler taşır.

    Beklenmediği halde karşımıza çıkan kargaşalar da vardır. Bir yaşam krizi olarak yaşadığımız kargaşaların yanında, araştırmacıların, yaşamdan belli beklentisi olanların karşılaşabilecekleri beklenmeyen kargaşaların en azından bir olumlu yanı düzeni daha iyi tanımamıza yol açmalarıdır. (Kimi zaman bedel ağır olsa da!)

    Öyleyse beklenti ve görme, kargaşa yaşantısının iki önemli bileşeni, Kargaşayı bekleyip görebildiğimiz gibi, beklediğimiz halde göremediğimiz, biraz önce sözü edilen beklemediğimiz halde gördüğümüz kargaşalar vardır.

    Görülen, karşılaşılan, farkedilen kargaşanın anlaşılması, yapısının, oluşum sürecinin ortaya çıkarılması, giderek matematiksel modellenmesi her zaman olanaklı olmayabilir. Kargaşanın anlaşılıp, düzenin içindeki yerinin, işleyişinin saptanması onun denetlenmesini gündeme getirir. Kargaşa, toplumsal bir düzen içinde ya da bir kurumda, bir şirkette çıkmış olabilir. Onun anlaşılıp denetlenmesi önemli bir çabayı gerektirebilir. Kargaşa denetimi, kargaşa düzen için bir tehdit oluşturduğunda gerekli olur.

    Kargaşanın düzen içinde yaratacağı en güçlü etki, düzeni değiştirmeye, dönüştürmeye yol açan etkidir. Yaşanan kargaşa, düzenin dönüştürülmesine yol açabilir.

    Kargaşayla, öyleyse, en azından beş ayrı biçimde ilişki kurulabilir:

    1) Önceden görülebilir, beklenir. Kargaşa beklentisi, kargaşa yaşantısının önemli bir öğesidir, kargaşa ilişkisinin psikolojik boyutunu oluşturur.

    2) Kargaşanın görülebilmesi, düzeni tanımayı gerektirir. Diğer bir açıdan, kargaşanın fenomenolojik boyutunu oluşturur. Bir bilinç keskinliği, farkındalık gücü gerektirir.

    3) Kargaşanın anlaşılabilmesi, yapısının çözülebilmesi ise matematik, mantık gibi formal düşüncenin gelişmesine bağlı olduğu gibi, düzenin işleyiş bilgisini de gerektirebilir.

    4) Kargaşa denetlenmesi, teknoloji, yönetim, işletme bilgisine bağlıdır.

    5) Kargaşa dönüşümü, kargaşanın düzeni değiştirmesi, dönüştürmesi demektir. Denetim, düzeni korumaya yöneldikçe, kargaşa ortadan kaldırılamaz, sınırlandırılmaya çalışılır. Denetim, düzeni değiştirmeye yönelik de olabilir. Düzeni koruyan ve düzeni değiştirmeye yönelik kargaşa denetimlerinden söz edebiliriz.

    Çağımız düzen anlayışı, içinde kargaşayı taşıyan, kargaşa anlayışıdır. Belki bilimdeki “khaos” kuramının metafizik yorumlarından biri de budur. Düzen içindeki belirsizlik, rastlantısallık, yaş( Yazmaya Çalıştığınız Kelime , Ya Türkçe Diline Uygun Değil Ya da Küfür İçeriklidir !!! Lütfen Mesajınızı Bir Kez Daha Kontrol Ediniz - Chip Forum Yönetim Boot’u ) belli bir örüntüye oturtamamanın sonucunda ortaya çıkan kargaşa, düzen konusunda, düzeni yeniden yorumlama gücümüzü ona anlam vererek yeniden düzenleme “gücümüzü” elimizden alabilir. Buna anlam yorgunluğu diyebiliriz. Anlam yorgunluğu, kargaşayı yakalama, “görme”, anlayıp koruma gücümüzü elimizden alır.

    Yaşadığımız düzenlerin işleyişlerini daha iyi anladıkça yaşanabilecek, karşımıza çıkabilecek kargaşa durumlarının, düzenin bir özelliği olarak görüldüğü bir düzen anlayışına doğru gidiyoruz. Kargaşa düzene dahildir. Belki “khaos” da kozmosa dahil.

    Eylül 2004, Assos

    HAZIRLAYAN :Mustafa KARAMAN

    E-MAİL :karaman_053@hotmail.com

  2. TasarımGerçeği 7 January 2008 3:08 am

    s.a.

    Sitedeki A.T. ile ilgili video’yu indirebileceğim bir yer var mı? Ya da video youtube’da varsa adresini verebilir misinz?

    XXX
    En kısa zamanda indirebileceğiniz hale gelecektir. Siteyi takip etmeye devam ederseniz yeni yazılar ve filmlere buradan ulaşabilirsiniz.
    Admin
    XXX

  3. TasarımGerçeği 20 January 2008 3:21 pm

    Teşekkürler, siteyi takip etmeye çalışacağım.

Bu yazı için yorum yapın