Akıllı Tasarımın Delilleri: YANKILANMAMA
Günlük yaşamımızdaki konuşmaların çoğu, genelde kapalı ortamlarda gerçekleşir. Evde, iş yerinde, taşıtlarda konuşuruz; insanlarla iletişim kurarız. Bu alanların çevresi kapalı olduğundan, insan sesleri ve radyo, televizyon gibi cihazlardan çıkan her türlü ses, bu kapalı alandaki cisimlere çarpar ve yankılanır. Dolayısıyla, orijinal sesten hemen sonra, bu sesin duvar, tavan, taşıt kapısı gibi nesnelere çarparak geri dönen “yankı”sını da duymamız beklenir. Çünkü işitme sistemimiz, orijinal seslere uyguladığı işlemleri “yankı sesler” için de tekrar eder. “Yankı sesler” de dış kulak yolunu geçer, kulak zarını titreştirir. Orta kulak kemiklerini geçerek, iç kulakta elektrik uyaranına dönüşür. Kısaca “yankı ses”, işitme yollarını orijinal ses gibi geçer; işitme siniriyle beyne doğru yola çıkar.
Ses dalgaları, ortamda bulunan yüzeylerin dışında, başımızdan da etkilenir. Başımız, sesli ortam içinde ayrı bir cisimdir. Ses dalgaları kulağımıza yaklaşırken, çok azı doğrudan zara ulaşırken, büyük bir bölümü, başımızın çeşitli bölümlerinde kırılarak zara ulaşır. Fizik kuralları çerçevesinde, bunun da, doğrudan gelen ses sinyali ve baştan yansıyan kopyaları olmak üzere bir ses yığını oluşturması gerekir.
Araştırmacı David Clark insan başının ses dalgaları üzerindeki bu etkisini şöyle anlatıyor:
“İnsan başı, içinde yer aldığı ses alanını etkiler. Bunun sonucu ise, kulak zarımızın farklı açılardan gelen ses sinyalleriyle karşılaşmasıdır. Eğer sadece ilk gelen güçlü ses sinyali algılanacak olsa, daha sonra gelen sinyaller, ses dengemiz üzerinde rahatsız edici bir etki oluşturacaktı.”
İşte şimdi, işitmeyle ilgili olarak yüzlerce mucizeden biriyle karşı karşıyayız; belki de bugüne kadar hiç düşünmediğimiz biriyle: Bu mucize, “yankılanmama”dır. İşitme sistemimizde dış kulak, zar, kemikçikler, iç kulak ve işitme siniri aşamalarını geçen bu “yankı sesler”in yolculuğu, burada biter. Bu sesler, beyindeki işitme merkezine varamaz. Çünkü beyin sapında elemeye tabi tutulur. Beyin sapı, işitme sinirinin beyne girdiği yerde bulunan bölümüdür. Beynimizin duyma üzerindeki yönlendirici etkisi, daha bu aşamada başlar.
John Hopkins Tıp Fakültesi İşitme Bilimleri Merkezi’nin Yöneticisi Eric Young, beynimizin bu özelliğini şöyle anlatıyor:
“Beyin sapımızdaki hücreler, çevredeki sesin yerini saptamak üzere iş başındadır. Böylece yüzlerce farklı ton ve karakterdeki ses değerlendirilir. Sesler arası ayrım burada ve hiçbir özel gayret olmadan yapılır. Gayda sesi, ayak sesinden ayrılır. İşitme sinyalleri üzerindeki yankı gölgeleri, AKILLI beyin sapımız tarafından silindiği için keskinleşir. Böylece bu yankıları algılamayız. Örneğin, sizinle konuşan ve piyano çalan arkadaşınızdan gelen sesler duvarda, şöminede ve tavanda yankılanır. Bu noktada beyin sapımızdaki işlem merkezi, gelen yankı seslerini denetime alır ve dışlar. Sonuçta orijinal sesin geçmesine izin verir; yankıların tamamını siler. Adeta bir hile yaparak sesin bütünlüğünü korur”.
Şimdi, beynimizin bu işlevinin olmadığı bir yaşamı gözümüzde canlandırmaya çalışalım… Beynimizin “yankı sesleri” eleme gibi bir fonksiyonu olmasın ve tüm orijinal sesleri duyabildiğimiz gibi, onların yankılanan kopyalarını da duyuyor olalım. Böyle bir durum oldukça rahatsız edici olurdu. Hayatımız boyunca, aşırı parazitli bir radyo yayını dinler gibi olurduk.
Beyin sapının işitmeyle ilgili işlevlerinde küçük problemler yaşayan insanlar bile, çok büyük sıkıntılar çeker. Gerçek olmayan sesler işitir ve bunları gerçeklerinden ayırt edemezler.
Kulağımızın bu işlevini, bugüne kadar belki de bilmiyordunuz ya da üzerinde hiç düşünmemiştiniz. Ancak bu fonksiyon çok önemlidir. İşitme organımız, doğumumuzdan itibaren, bu fonksiyonu yerine getirir; net ve pürüzsüz bir biçimde işitmemizi sağlar.
Beyin sapının, yankıları engelleyen bu muhteşem seçiciliğine rağmen, nasıl olur da bazı yankıları duyarız? Sesle, sesin çarpacağı cisim arasındaki mesafe fazlaysa, örneğin, büyük bir vadide bulunuyorsak burada yankı oluşur. Çünkü bu sesler, zamanlama olarak, orjinal sesten birkaç saniye sonra bize ulaşır. Bu durumda, beynimiz tarafından elemeye tabi tutulmaz; ayrı bir ses olarak algılanır. Ama bu sırada beyin, ilk sesle ilgili değerlendirmesini tamamlamıştır. Dolayısıyla yankının orijinal sesle karışıp rahatsızlık oluşturması da söz konusu değildir.
Sadece sesleri seçmesi ve yankıları elemesi bile, işitme organımızın ne kadar büyük bir tasarım ürünü olduğunu kanıtlar. Beynimizde, birkaç milimetrelik alanda, açıkça bir ‘kontrol’ işlemi yapılır. Bu işlem, hayatımız boyunca, hiç aksamadan devam eder. Buradaki seçme-eleme süreci de dahil olmak üzere, işlemin tamamlanması için, sadece saliseler yeterlidir. Bu noktada, akıl ve vicdan sahibi olan insana düşen ise, bu sistemi tasarlayan yüce Allah’ı takdir edip O’na şükretmektir:
Rabbiniz şöyle buyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir.” (İbrahim Suresi, 7)
Günlük yaşamımızdaki konuşmaların çoğu, genelde kapalı ortamlarda gerçekleşir. Evde, iş yerinde, taşıtlarda konuşuruz; insanlarla iletişim kurarız. Bu alanların çevresi kapalı olduğundan, insan sesleri ve radyo, televizyon gibi cihazlardan çıkan her türlü ses, bu kapalı alandaki cisimlere çarpar ve yankılanır. Dolayısıyla, orijinal sesten hemen sonra, bu sesin duvar, tavan, taşıt kapısı gibi nesnelere çarparak geri dönen “yankı”sını da duymamız beklenir. Çünkü işitme sistemimiz, orijinal seslere uyguladığı işlemleri “yankı sesler” için de tekrar eder. “Yankı sesler” de dış kulak yolunu geçer, kulak zarını titreştirir. Orta kulak kemiklerini geçerek, iç kulakta elektrik uyaranına dönüşür. Kısaca “yankı ses”, işitme yollarını orijinal ses gibi geçer; işitme siniriyle beyne doğru yola çıkar.
Ses dalgaları, ortamda bulunan yüzeylerin dışında, başımızdan da etkilenir. Başımız, sesli ortam içinde ayrı bir cisimdir. Ses dalgaları kulağımıza yaklaşırken, çok azı doğrudan zara ulaşırken, büyük bir bölümü, başımızın çeşitli bölümlerinde kırılarak zara ulaşır. Fizik kuralları çerçevesinde, bunun da, doğrudan gelen ses sinyali ve baştan yansıyan kopyaları olmak üzere bir ses yığını oluşturması gerekir.
Araştırmacı David Clark insan başının ses dalgaları üzerindeki bu etkisini şöyle anlatıyor:
“İnsan başı, içinde yer aldığı ses alanını etkiler. Bunun sonucu ise, kulak zarımızın farklı açılardan gelen ses sinyalleriyle karşılaşmasıdır. Eğer sadece ilk gelen güçlü ses sinyali algılanacak olsa, daha sonra gelen sinyaller, ses dengemiz üzerinde rahatsız edici bir etki oluşturacaktı.”
İşte şimdi, işitmeyle ilgili olarak yüzlerce mucizeden biriyle karşı karşıyayız; belki de bugüne kadar hiç düşünmediğimiz biriyle: Bu mucize, “yankılanmama”dır. İşitme sistemimizde dış kulak, zar, kemikçikler, iç kulak ve işitme siniri aşamalarını geçen bu “yankı sesler”in yolculuğu, burada biter. Bu sesler, beyindeki işitme merkezine varamaz. Çünkü beyin sapında elemeye tabi tutulur. Beyin sapı, işitme sinirinin beyne girdiği yerde bulunan bölümüdür. Beynimizin duyma üzerindeki yönlendirici etkisi, daha bu aşamada başlar.
John Hopkins Tıp Fakültesi İşitme Bilimleri Merkezi’nin Yöneticisi Eric Young, beynimizin bu özelliğini şöyle anlatıyor:
“Beyin sapımızdaki hücreler, çevredeki sesin yerini saptamak üzere iş başındadır. Böylece yüzlerce farklı ton ve karakterdeki ses değerlendirilir. Sesler arası ayrım burada ve hiçbir özel gayret olmadan yapılır. Gayda sesi, ayak sesinden ayrılır. İşitme sinyalleri üzerindeki yankı gölgeleri, AKILLI beyin sapımız tarafından silindiği için keskinleşir. Böylece bu yankıları algılamayız. Örneğin, sizinle konuşan ve piyano çalan arkadaşınızdan gelen sesler duvarda, şöminede ve tavanda yankılanır. Bu noktada beyin sapımızdaki işlem merkezi, gelen yankı seslerini denetime alır ve dışlar. Sonuçta orijinal sesin geçmesine izin verir; yankıların tamamını siler. Adeta bir hile yaparak sesin bütünlüğünü korur”.
Şimdi, beynimizin bu işlevinin olmadığı bir yaşamı gözümüzde canlandırmaya çalışalım… Beynimizin “yankı sesleri” eleme gibi bir fonksiyonu olmasın ve tüm orijinal sesleri duyabildiğimiz gibi, onların yankılanan kopyalarını da duyuyor olalım. Böyle bir durum oldukça rahatsız edici olurdu. Hayatımız boyunca, aşırı parazitli bir radyo yayını dinler gibi olurduk.
Beyin sapının işitmeyle ilgili işlevlerinde küçük problemler yaşayan insanlar bile, çok büyük sıkıntılar çeker. Gerçek olmayan sesler işitir ve bunları gerçeklerinden ayırt edemezler.
Kulağımızın bu işlevini, bugüne kadar belki de bilmiyordunuz ya da üzerinde hiç düşünmemiştiniz. Ancak bu fonksiyon çok önemlidir. İşitme organımız, doğumumuzdan itibaren, bu fonksiyonu yerine getirir; net ve pürüzsüz bir biçimde işitmemizi sağlar.
Beyin sapının, yankıları engelleyen bu muhteşem seçiciliğine rağmen, nasıl olur da bazı yankıları duyarız? Sesle, sesin çarpacağı cisim arasındaki mesafe fazlaysa, örneğin, büyük bir vadide bulunuyorsak burada yankı oluşur. Çünkü bu sesler, zamanlama olarak, orjinal sesten birkaç saniye sonra bize ulaşır. Bu durumda, beynimiz tarafından elemeye tabi tutulmaz; ayrı bir ses olarak algılanır. Ama bu sırada beyin, ilk sesle ilgili değerlendirmesini tamamlamıştır. Dolayısıyla yankının orijinal sesle karışıp rahatsızlık oluşturması da söz konusu değildir.
Sadece sesleri seçmesi ve yankıları elemesi bile, işitme organımızın ne kadar büyük bir tasarım ürünü olduğunu kanıtlar. Beynimizde, birkaç milimetrelik alanda, açıkça bir ‘kontrol’ işlemi yapılır. Bu işlem, hayatımız boyunca, hiç aksamadan devam eder. Buradaki seçme-eleme süreci de dahil olmak üzere, işlemin tamamlanması için, sadece saliseler yeterlidir. Bu noktada, akıl ve vicdan sahibi olan insana düşen ise, bu sistemi tasarlayan yüce Allah’ı takdir edip O’na şükretmektir:
Rabbiniz şöyle buyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir.” (İbrahim Suresi, 7)
Yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yazmak ister misiniz?
Bu yazı için yorum yapın