Akıllı Tasarımın Delilleri: BEYİN VE İŞİTME MERKEZİ
İşitmeyi ele aldığımızda öncelikle üzerinde durulması gereken konu işitme esnasında beyinde meydana gelen olaylardır. Çünkü işitme işleminin gerçekleştiği yer beyindir. “Kulaklarımızla duyarız” klişesine alışmış olan pek çok kişiye, bu belki tuhaf gelir. Bunu bir örnekle açıklayacak olursak; kulak zarı olmayan bir insan, orta derecede bir kayıpla beraber, yine de duyar. Ama beyindeki işitme merkezi problemliyse, hayatını derin bir sessizlikte geçirecektir.
Beyindeki işitme merkezi, iç kulaktan aldığı sinyalleri yorumlayarak ‘işitme’ dediğimiz işlevi sağlar.
Howard Hughes Tıp Merkezi’nden Maya Pines, beynimizin algılarımızdaki rolünü şöyle tanımlıyor:
“Bir arkadaşımızı görünce hemen tam çehresiyle, hatta başının gerisini bile tanırız. Milyonlarca rengi ve 10 bin kokuyu birbirinden ayırabiliriz. Cildimize temas eden bir tüyü hissederiz ve bir yaprağın hışırtısını da işitiriz. Hem de bunların hepsini hiç bir çaba harcamadan yaparız. Sadece gözlerimizi ya da kulaklarımızı açarak dış dünyanın içeriye akmasına izin vermemiz yeterlidir. Gördüğümüz, duyduğumuz, hissettiğimiz, kokladığımız ya da tattığımız her şey milyarlarca sinir hücresinin çeşitli yollar üzerinden birbirleriyle süratli mesajlaşmalarının sonucudur. Bu mesajlar ise beynimiz tarafından bilim adamlarının henüz daha yeni çözmeye başladıkları değerlendirmelere tabi tutulur.”
İşitme Merkezi
Beynimizdeki işitme merkezi, henüz tam olarak aydınlatılmamış olmakla birlikte, mucizevi bir işlevi yerine getirir. İşitme ile ilgili bilgi, kulağımızdan bu işitme merkezine, 2.5 cm uzunluğundaki işitme sinirimiz tarafından taşınır. Sinirin taşıdığı mesaj, sonuçta elektriksel bir uyarımdır. Bu elektriksel uyarımın, özünde yağ ve protein bulunan beyin hücrelerimizle girdiği etkileşim sonucunda, mucizevi bir olay gerçekleşir: Sesleri duyarız.
Teknik olarak değerlendirildiğinde elektrik verilen bir et parçasından ibaret olan beynimiz, kendisine ulaşan sinyalleri, daha önceden depoladığı bilgilerle karşılaştırarak 400 bin sesin analizini yapar. Beyin, iki farklı kaynaktan gelen ve birbirleriyle olan açıları sadece 2 derece olan seslerin bile yerini saptayabilir. Bütün bu işlemleri de müthiş bir hızla yerine getirir:
“Saniyenin on ikide biri kadar bir zaman diliminde beynimiz sesin şiddetini düzeltir. Sonra da işitme hafızasının bulunduğu bölümde işleme sokarak daha önce duyduğumuz seslerle kıyaslamasını yapar. Yapılan çalışmalar ses duyulduktan sonra saniyenin onda biri kadar bir zaman içinde ses analizinin tamamlandığı ve daha önce duyulan sesle bağdaştırma işleminin tamamlandığını gösteriyor. Eğer duyulan ses tamamıyla yabancıysa, beyin yarım saniye kadar zaman harcıyor. Araştırmacılar, bu çalışmalarda yeni seslere karşı beynin cevabını inceleme konusunda çok heveslidirler. Ama bu hiç de kolay değildir.
Yukarıda anlatılanlar, işitme hafızamızın mükemmel yeteneğini gözler önüne serer. İşitme hafızamızın bir diğer özelliği ise kamyon klaksonu ya da piyano sesi gibi farklı seslere, yine farklı tepkiler göstermesidir. Bunun nedeni, bu seslerin, daha önce yaşanan olaylara paralel olarak hatıralarımızla ilgili farklı çağrışımlar uyandırmasıdır. Son derece küçük bir zaman diliminde birçok sesi birbirinden ayırt edebilmemiz, bir ses üzerine birçok şeyi hatırlayabilmemiz elbette büyük bir mucizedir.
İşitme hafızamızın sahip olduğu bu kusursuz yeteneklerin materyalistlerin iddia ettiği gibi tesadüfen oluştuğunu düşünmek büyük gaflet olacaktır. İnsan vücudunun sahip olduğu her özellik gibi bu yeteneği de bizlere her şeyin tek Yaratıcısı olan Yüce Rabbimiz vermiştir:
Göklerin ve yerin mülkü O’nundur; çocuk edinmemiştir. O’na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (Furkan Suresi, 2)
Yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yazmak ister misiniz?
Bu yazı için yorum yapın